Samir Amin’e göre kapitalist dünya sistemi, merkez ülkelerin çevre üzerindeki siyasal, ekonomik ve askerî tahakkümüyle işler. Ortadoğu, bu sistem içinde yalnızca enerji kaynaklarıyla değil, aynı zamanda jeopolitik denetim alanı olarak konumlandırılmıştır. Suriye, tarihsel olarak bu merkeze tam eklemlenmeyi reddeden, görece bağımsız bir devlet hattı izlediği için sürekli baskı altında tutulmuştur.
Amin, bu tür ülkeleri “uyumsuz çevre” olarak tanımlar. Bu uyumsuzluk, demokratik ya da otoriter olmasından ziyade, emperyal merkezin ekonomik ve siyasal taleplerine direnme kapasitesiyle ilgilidir. Suriye krizi, bu direncin kırılmasına yönelik çok katmanlı bir müdahale sürecidir.
“Kaos Stratejisi” ve Devletin İşlevsizleştirilmesi
Samir Amin, 2000’li yıllardan itibaren emperyalizmin klasik işgal biçimlerinden uzaklaşıp “kaos üretimi” üzerinden ilerlediğini vurgular. Bu stratejide amaç, devletleri tamamen ortadan kaldırmak değil; egemenlik kapasitesini felç etmek, toplumu parçalı ve yönetilemez hâle getirmektir.
Suriye örneği, Amin’in bu tezinin en açık sahalarından biridir. Mezhepsel ve etnik fay hatlarının silahlandırılması, ekonominin yaptırımlarla çökertilmesi ve ülkenin fiilen nüfuz alanlarına bölünmesi, merkez–çevre sisteminin güncel işleyişini yansıtır. Bu süreçte “insani müdahale” söylemi, gerçek güç ilişkilerini perdeleyen ideolojik bir örtü işlevi görür.
Amin bu noktada şu tespiti yapar:
“Emperyalizm artık istikrar üretmez; yönetilebilir kaos üretir.”
Samir Amin
Golan Tepeleri: Emperyal Hukuksuzluğun Sürekliliği
Golan Tepeleri, Samir Amin açısından tekil bir toprak ihtilafı değil, emperyal sistemin hukuku askıya alma pratiğinin kalıcı bir örneğidir. 1967’den bu yana süren İsrail işgali, uluslararası hukukta açıkça tanınmamasına rağmen, fiilen meşrulaştırılmıştır. Bu durum, Amin’in sıkça vurguladığı “eşitsiz egemenlik” kavramını somutlaştırır.
Merkez ülkeler için hukuk bağlayıcı değil, araçsaldır. Golan’ın ilhakının fiilen tanınması, emperyal merkezin çıkarlarının hukukun önüne geçtiğini gösterir. Amin’e göre bu tür örnekler, çevre ülkelerin neden uluslararası sisteme “eşit aktörler” olarak katılamadığını açıkça ortaya koyar.

Ulusal Egemenlik ve Direniş Meselesi
Samir Amin, antiemperyalist mücadelenin liberal demokrasi söylemiyle karıştırılmaması gerektiğini savunur. Ona göre mesele, rejimlerin niteliğinden önce ulusların kendi kaderini tayin hakkıdır. Suriye’nin varlığını sürdürmesi, bu bağlamda, idealleştirilecek bir model değil; emperyal müdahalenin mutlak başarısızlığa uğramadığının göstergesidir.
Golan Tepeleri’nin işgali devam ederken Suriye’nin parçalanması, yalnızca bir devletin değil, bölgesel bağımsızlık fikrinin tasfiyesi anlamına gelir. Amin için bu nedenle Suriye meselesi, yerel bir kriz değil; küresel kapitalist sistemin çevre üzerindeki tahakkümünün yoğunlaştığı bir düğüm noktasıdır.
Sonuç
Samir Amin’in düşüncesi açısından Suriye ve Golan Tepeleri, emperyalizmin güncel biçimini anlamak için merkezi bir örnektir. Devletlerin işlevsizleştirilmesi, hukukun seçici uygulanması ve “kaos”un bir yönetim tekniği hâline gelmesi, bu meselenin temel dinamikleridir. Bu çerçevede Golan, işgal altındaki bir toprak olmanın ötesinde, merkez–çevre düzeninin kalıcı adaletsizliğinin sembolüdür.
Yorumlar